Zina Nedeniyle Boşanma Davası

Zina Nedeniyle Boşanma Davaları

 

            Evlilik birliğinin kurulması ile taraflar birtakım yükümlülükleri yerine getireceklerini en başından kabul ve taahhüt etmiş sayılırlar. Evlilik birliğinin taraflara getirdiği yükümlülüklerin en başında sadakat gelmektedir. Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan eş, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 161. hükmüne dayanarak boşanma davası açabilecektir.

            Zina, özel bir boşanma nedeni olduğu için bu durumun ispatı da oldukça önemlidir. İspat yükü davacı eşte yani aldatılan taraftadır. Davacı, zinaya dayalı açmış olduğu boşanma davasında davasını her türlü delille ispatlayabilecektir. Ancak, önemle belirtmekte fayda var ki “her türlü delil” den kasıt, “hukuka uygun elde edilmesi şartıyla” her türlü delildir. Hukuka aykırı olarak elde edilen deliller, örneğin karşı tarafın haberi veya rızası yokken sesinin kaydedilmesi veya görüntülerinin çekilmesi gibi durumlar hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delil kabul edilecek ve mahkeme hükmünü verirken bu delilleri dikkate almayacaktır. Ayrıca hukuka aykırı delil elde eden kişi hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca soruşturma başlatılarak akabinde ceza davası da açılması muhtemel olacaktır. Bu nedenle özellikle zinaya dayalı boşanma davalarında delilleri mahkemeye sunarken iyice analiz etmek son derece önemlidir.

            Zinaya dayalı boşanma davası açan kişi mahkemeden boşanma kararı verilmesi ile birlikte manevi tazminat ödenmesini de isteyebilir. Gerçekten de, eşi zina yapan kişinin onur ve haysiyetine zarar verdiği ve kişilik haklarının zedelendiği şüphesizdir. B şekilde kişilik hakkı zedelenen eş, diğer eşten kendisine uygun miktarda manevi tazminat ödenmesini talep edebilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010 yılında vermiş olduğu bir karar ile zina nedeniyle manevi tazminatın eşin zina yaptığı üçüncü kişiden de talep edilebilmesi gündeme gelmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2010 tarihli 2010/4-129 E. ve 2010/173 K. sayılı kararında “Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da (üçüncü kişi), evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmi ilişkiye girmek ve ondan çocuk sahibi olmak suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir. 
Eş söyleyişle, esasen dava dışı eşin, evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte; onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla ilişkiye giren davalı kadının da dava dışı kocanın sadakatsizlik eylemine katıldığında ve her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır.” şeklinde hüküm kurulmuştur. Ne var ki, Yargıtay son zamanlarda bu görüşten vazgeçmiş ve üçüncü kişinin evlilik birliğinin bir tarafı olmadığından ve aldatılan kişinin de doğrudan üçüncü kişinin kusuru ile kişilik haklarının zarar görmediğinden bahisle üçüncü kişinin manevi tazminat ödeme yükümlüsü olmadığına kanaat getirmiştir.

            Bunun yanı sıra zina yapan eşin katılma alacağı da hakimin takdir yetkisi uyarınca azaltılabilir ya da ortadan kaldırılabilir. Zina yapan eş, edinilmiş mallara katılma rejimi yani yasal mal rejiminin zina nedeniyle boşanma ile sona ermesi durumunda kusurlu sayıldığı için yasa gereği yarı yarıya olan hakkı, hakim tarafından azaltılıp veya tamamen ortadan kaldırılabilecektir. Böyle bir talep boşanma davası ile birlikte değil, ayrı bir dava olan mal rejiminin tasfiyesi davası ile ileri sürülmelidir. Çünkü zina nedeniyle katılma alacağının azaltılması veya ortadan kaldırılması boşanmanın ferilerinden sayılmamaktadır.

            Zina nedeniyle boşanma davası açılması için kanunda süre koşulu bulunmaktadır. Buna göre zinanın öğrenildiği tarihten itibaren altı ay ve her halde zinanın üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Ayrıca affeden tarafın da dava açma hakkı ortadan kalkmış olacaktır.

            Sonuç olarak, zinaya dayalı boşanma davaları hem ispat, hem tazminat hem de mal rejimi bakımından son derece önemli sonuçlar doğuracağından, başından sonuna dek titizlikle takip edilmesi gerekmektedir.